007: Kara Kutudaki Gelecek

Geçtiğimiz hafta açığa çıkan Volkswagen skandalı, aslında bir süredir üzerine yazmak istediğim önemli bir meseleyi tekrar gündemimize taşıdı. Teknolojinin kontrolsüz ve dengesiz gelişiminin beraberinde getirdiği en büyük risklerden birisini, belki de çoğu insanın hiç beklemediği bir şekilde karşımızda bulduk.

Hatırlamayanlar ya da konuyu tam olarak okuma fırsatı bulamayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, EPA Volkswagen’a gönderdiği bir mektupla, yeni nesil dizel arabalarının büyük bir kısmına özel bir yazılım yüklediğini ortaya çıkardı. Bu yazılımın görevi, karbon emisyonu testlerinde hile yapmasını ve normalde çok daha fazla karbon tüketirken, bu rakamı daha az göstererek testlerden geçebilmesini sağlamış. Geçtiğimiz gün öğrendiğimiz üzere, yan markaları olarak adlandırabileceğimiz Audi ve Porsche da bu hileyi araçlarında kullananlar arasında.

Bir şirketin sırf daha fazla para kazanabilmek adına hile yapması veya yalan söylemesi çok da şaşırtıcı gelmiyor olabilir. Ancak bu olayda iki önemli sorun var. İlki, Volkswagen bu hareketiyle hem doğayı hem de insanları büyük bir riske atıyor. Küresel iklim değişikliğinin geldiği boyutları düşündüğümüzde, bu zaten tüm insanlığı riske atan bir hareket. Ancak bunun yanı sıra araçların gerçekte yaptığı aşırı karbon tüketimi yüzünden birçok insanın sağlığının bozulmuş ve hatta bu yüzden hayatlarını kaybetmiş olması da yüksek bir ihtimal. Bu bağlamda Volkswagen’in bu hareketi bir insanlık suçu olarak bile tanımlanabilir.

İkinci ve daha büyük sorun ise teknolojinin, özellikle büyük şirketler eliyle üretilenlerin, denetlemelerden uzak oluşu ve telif hakkı gibi bahanelerle birer kara kutuya dönüştürmesi. Benim asıl üzerine konuşmak istediğim mesele de bu: Teknolojinin kullanıcıları tarafından kontrol ve müdahale edilemez hâle gelişinin ve bu sayede birçok denetimden ve kontrol mekanizmasından kendilerini koruyabilmelerinin bizler için nasıl büyük bir tehdit olduğu ve bunun gelecekte bizleri daha büyük tehlikelere atmasını önlemek için neler yapmamız gerektiği.

* * *

Teknolojinin hayatımızın her alanında daha sık bir şekilde kullanılmaya başlandığı artık hepimizin malumu. İnsanlık olarak medeniyetimizi her geçen gün daha bilgisayar teknolojileri merkezli bir noktaya getiriyoruz ve bu noktadan sonra onlar olmadan daha ötesine gidebilmeyi düşünmek de pek mümkün değil. Elimizin altındaki birçok şeyin ‘akıllı’ hâle gelmesi ve ‘Şeylerin İnterneti’ adı verilen dev proje ile bunun mümkün olan her alana yayılması da planlanıyor. Her şey çok güzel görünse de (ki gerçekten bunların sayısız faydalarını gördük), önümüzde büyük bir sorun var. Bu teknolojilerin büyük bir kısmına gerçekten sahip olduğumuzu veya onların gerçekten tam olarak nasıl çalıştığını bildiğimizi söylememiz mümkün değil. Ve bu şu anda karşımızdaki en büyük tehlikelerden birisi.

Bu tehlikenin ortay çıkmasına sebep olan şey ise şirketlerin ürettikleri teknolojilerin büyük bir kısmını birer kara kutu olarak bizlere teslim etmesi ve bizleri bu kutuyu açarsak başımıza gelecek felaketlerle tehdit etmeleri. Bahsettiğim felaketler onu bozmamız gibi şeyler değil, milyon dolarları bulabilecek telif hakkı davaları. Şirketlere göre, bizlerin parasını vererek satın aldığımız teknolojik aletlere bile sahip olma hakkı yok. Elbette parasını verip kullanabilirsiniz ama şirket size ne kadar izin verirse. Görünürde bir aletin yapamadığı ama sizin yapabileceğini bildiğiniz bir şeyi ona yaptırmanız gibi basit bir hareket başınızın ağrımasına neden olabilir. Ya da sadece nasıl çalıştığını merak edip makinanın veya kodun içini açıp bakmanız bile. Ve şu anda bahsettiğimiz hemen her teknolojinin temelde farklı şekillere girmiş ‘Genel Amaçlı Bilgisayarlar’ olduğunu da hatırlarsak, bunun ne kadar saçma ve boşuna bir çaba olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Ancak dediğim gibi, yine de bunların hiçbirini yapmaya hakkınız yok. Çünkü siz teknik olarak o teknolojik aleti veya yazılımı satın almıyor, onu kullanmak için izin satın alıyorsunuz. Bu kullandığınız akıllı telefon ve televizyonlardan, içinde Windows ve MacOS barındıran bilgisayarlarınıza; içinde bilgisayar teknolojisi barındıran arabalarınızdan, akıllı termostat, klima, buzdolabı gibi şeylere; yani bir şirket tarafından satılan ve içerisinde bilgisayar teknolojilerini veya yazılım barındıran hemen her şeyi kapsıyor. Siz sadece size izin verilen kadarını kullanmakla ve asla sorgulamamakla yükümlüsünüz. Eğer aksini yaparsanız o ürünü elinizden alma hakkına da sahipler, siz ne kadar onun artık sizin olduğunu düşünseniz de.

Peki bunun nasıl bir tehlikesi olabilir? Günümüzde olan bitenleri aklınızın bir köşesinde tutun ve biraz yakın geleceğe doğru gidelim. Ve farz edelim ki bu ‘Şeylerin İnterneti’ aynen bu şekilde gelişti ve artık hepimiz akıllı teknolojilerle yaşamaya başladık. Onlar birçok şeyi güzelce yapıyorlar, işinizi kolaylaştırıyorlar falan filan.

Peki başka neler oluyor?

Eviniz size yalan söyleyebilir mesela. Evinizdeki birçok temel cihazın bir kapalı kutu olması durumunda sizden ne sakladığını ya da size haber vermeden neler yaptığını bilmeniz imkansız olacak. Örneğin sizin hakkınızda birçok bilgiyi toplayabilecek konumda olan bu cihazların o bilgiyle neler yaptığını ya da bunları nereye gönderdiğini bilmeniz gibi bir şey söz konusu olmayacak. Öğrenmek istediğinizde ise başınız belaya girecek. Ya da televizyonunuzda daha iyi kalite yayın almak için ona yeni bir program (uygulama) yüklemek istediğinizde, televizyonunuz sizi şikayet edebilecek ya da çalışmamaya karar verebilecek.

Ya da birçok cihazınızı gerçekten kullananın kendiniz mi olduğundan asla emin olamayacaksınız. Çünkü programın nasıl çalıştığını bilmenize imkan yok ve bunların hepsi internete bağlı olduğu için %99 ihtimalle dışarıdan kontrol gibi şeylere de imkan veriyor olacak.

Tam hasat zamanında traktörünüz bozulabilir ve normalde olduğu gibi hızlı bir tamirle onu tekrar çalışır hâle getiremeyebilirsiniz. Çünkü traktörünüz de telif hakkı yasası kapsamına giriyor ve ona müdahale etmeye hakkınız yok. Yetkili birilerinin gelip o basit sorunu çözmesi için günlerce beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Cihazınızın gerçekten güvenli olduğundan emin olamayacaksınız. Örneğin artık buzdolabınız da bir bilgisayar olduğu için onun da güvenlik ve sistem güncellemeleri alması gerekecek ve bunu ancak şirket üşenmeyip de yaparsa alabileceksiniz. Günümüz akıllı telefonlarının büyük bir sıkıntısı olan bu durumu evinizdeki tüm cihazlarla yaşayacaksınız. Çünkü sizin o güvenlik güncellemelerini elle yükleme izniniz olmayacak. Bu yüzden de her an “Acaba buzdolabımı/kahve makinemi hacklediler mi?” korkusunu yaşayacaksınız.

Belki de devletler gözetim konusundaki aç gözlülüklerini buraya da taşıyacaklar. Şirketlerin kapalı kutu hâline getirdikleri bu cihazların ne kadar veri toplayıp kime gönderdiklerini öğrenemediğimiz için bunu da asla bilemeyeceğiz. Evinizin içinde, arabanızda sürekli casuslar olsa bile ne bunu öğrenmek ne de kendinizi korumak için hiçbir şey yapamayacaksınız. Yaparsanız hepsini elinizden alabilirler.

Ya da cihazlarınız size nasıl yaşamanız gerektiğini söylemeye başlayacak. Arabanızın GPS sistemi de şirkete bağlı olduğu için size hangi yoldan gitmeniz ya da gitmemeniz gerektiğini söyleyebilecek, belki de buna o karar verecek. Ya da bugün çok kahve içtiğinizi iddia ederek kahve makinanız sonraki güne kadar çalışmayı reddedecek. Çünkü “sizin sağlınızı düşünüyor”.

Cihazlarınız denetimcilere de yalan söyleyebilirler. Örneğin karbon emisyonunu düzenlemek ya da su sıkıntısı çeken bölgelerde su kullanımını daha tasarruflu hâle getirmek için cihazlara uygulanan denetimlerde çamaşır makineniz ya da termostatınız/kombiniz yalan söyleyebilir. Ve siz bunu asla bilmeden yalancı makinelerle tasarruf yaptığınızı ya da doğaya saygılı davrandığınızı düşünerek yaşayabilirsiniz.


Tüm bunlar kulağa paranoyak bilimkurgu senaryoları gibi gelse de, bir kısmı şimdiden yaşanmaya başladı bile. Ve bu konuda şu anda yapabileceğimiz pek bir şey yok gibi görünüyor. Kapalı kaynak kodlu yazılımlar ve telif hakları gibi bunları ve şirketleri koruyan yasalar tamamen onlardan yana, her ne kadar herkesi riske attıklarını biliyor olsalar da. Çünkü toplumun yararı değil, onlar üzerinde maksimum kontrol ve maksimum gelir alanı şirketlerin işine geliyor. Görebildiğimiz kadarıyla da birçok devlet bu durumdan memnun, çünkü bunları kısıtlayacak hiçbir şey yapılmıyor.

Peki bu kara kutulara sıkıştırılmış gelecekten kurtulmamız mümkün mü? Eğer bir şeyleri değiştirmeye başlarsak, evet. Her ne kadar bu kara kutu teknolojiler hemen her alanda tekel hâline gelmiş gibi görünseler de, hemen hepsinin alternatifleri mevcut ve kullanacak insanları belkiyor. Bu kara kutular internette kullandığımız sosyal ağlar ve uygulamalardan, bilgisayarlarımıza ve içinde bilgisayar barındıran her şeye kadar gidiyor ve hepsinin açık ve özgür hâlleri mevcut. Sadece yeterince insan kullanmadığı için haberimiz yok. Ve yeterince insan bunu istemediği için de bu teknolojileri üretenler o seçeneği göz önüne bile almıyor. Çünkü bunu yapmaktansa, insanlara kolay kullanılabilir ürünlermiş gibi pazarladıkları kara kutuları, içlerindeki DRM adı verilen casus yazılımlarla ve onu normalleştiren yasalarla avuçlarının içinde tutmak daha kolay geliyor, nasıl olsa kimsenin bundan rahatsız olduğu yok.

Açık kaynak kodlu veya özgür yazılımlar, bu kara kutu gelecekten kendimizi kurtarabilmemiz ve elimizdeki teknolojilere gerçekten sahip olabilmemiz için şu anda mevcut olan en iyi seçenek. Elbette bunları kullanabilmek ve hayatımızın içerisindeki her teknolojiyi özgür hâle getirmek için bu konulardaki tembelliğimizden vazgeçmemiz gerekiyor. “Büyülü” teknolojiler her ne kadar işimizi kolaylaştırıyor gibi görünse de, bize sundukları gelecek yukarıda örneklediğim gibi bir şey. İnsanlık olarak yaşamımızın her alanını bir grup İstif’e emanet etmek mi istiyoruz, yoksa zaman zaman elimize yüzümüze bulaştırsak da özgürce ve dilediğimiz gibi kullanabildiğimiz teknolojilerle bir gelecek mi kurmak istiyoruz?

Buna mümkün olduğunca hızlı karar vermekte ve bu konuda bir şeyler yapmakta fayda var. Teknoloji bu kadar hızlı gelişirken ve birçok alanda, hiç beklemediğimiz yeni sorunları karşımıza çıkarırken bir yerlerden başlamamız gerekiyor. Yakın gelecek, teknik olanlardan çok daha büyük etik ve sosyal sorunları da karşımıza çıkaracak. Ama bu sorunları karşımıza çıkaran şeyler kara kutularda ve duvarların arkasında saklanırken bunları çözmek normalden çok daha zor. Eğer bu sorunları çözmeye niyetimiz varsa, sorunun kaynağının da buna açık olması gerekiyor.

 

Okuma Önerileri

007: Kara Kutudaki Gelecek” için bir yorum

Bir Cevap Yazın