[Bu yazı ilk olarak Aralık 2017’de yayınlandı. Tuhaf Gelecek arşivlerinde de bulunmasının iyi olacağını düşündüm.]

Ekim 2008’de Satoshi Nakamoto isimli gizemli karakter Bitcoin whitepaperını yayınladığında hayal ettiği şeyler, şu anda Bitcoin denildiğinde aklımıza gelenlerden çok daha farklıydı. Makale yayınlandığında 2008 krizi hâlâ sıcaktı ve insanlar mevcut ekonomik sistemden umudunu kesmiş, daha farklı bir sistem arayışındaydı. Bitcoin tam da böyle bir zamanda, krize sebep olan sorunlara bir çözüm önerisiyle ortaya çıkmıştı. Devletlerin ve bankacılık sisteminin insanlar üzerinde yarattığı baskıya alteratif olabilecek bir sistem öneriyordu. Üstelik tamamen dijital olmasına rağmen nakit paranın hem kolaylığını hem de anonimliğini sağlayabiliyordu.

Ancak her ne kadar anarko-kapitalist bir ütopya olarak başlamış olsa da, sonucu hiç de öyle olmadı. Uygulamaya geçirilmesi ve yaratıcısının fikirlerinin ötesinde gelişmeye başlamasıyla gerçekleştirmeyi hayal ettiği her şeyin zıttı bir projeye dönüştü. Yıkmaya çalışıtğı sistemin bir kopyası oldu. Peki nasıl bu noktaya geldi? 

GERÇEKLEŞMEYEN HAYALLER

Bitcoin projesinin hayal ettiği gerçeklerden ne kadar uzağa düştüğünü ve karşısında durduğu sistemin bir kopyası hâline geldiğini Adrianne Jeffries, The Outline için yazdığı makalede açık bir şekilde anlatıyor. Bitcoin projesinin şu anda geldiği noktanın neden sürdürebilir olmadığını anlamak için bu noktayı da iyi bir şekilde anlamamız gerekiyor.

Bitcoin projesinin yaratmak istediği şeyi üç kavramla özetlemek mümkün: nakit, uçtan ucalık ve bir üçüncü tarafa güvenmeye gerek duymamak. Bu üç kavramın önemi şu: Bunlar, bitcoinin günümüz finansal sistemlerine alternatif olabilecek ve nakit paranın yerini alabilecek, anonim bir dijital sistem olmasını sağlayacaktı. Bu sayede, günümüzde merkez bankaları ve büyük şirketler tarafından kontrol edilen küresel finansal sisteme bir alternatif olabilecekti. Ancak gerçek dünyada, durum planlandığı gibi olmadı.

Önce nakit kısmına bakalım. Bitcoin için en önemli nokta, onun nakit paranın yerini alabilecek, doğrudan takas edilebilecek ve en az onun kadar rahat kullanılabilecek bir şey olabilmesiydi. Bu sayede internette alışveriş için kullanılan yöntemlerin hepsinin yerine geçebilecek bir alternatif olabilecekti. Başlangıç sürecinde bitcoini kullanmaya çalışanlar da tam olarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor, pizza gibi şeyleri dahi bitcoinle almaya çalışıyordu. Ancak zaman içerisinde Bitcoin nakit gibi işleyemez hâle geldi. İşlemlerin karşı tarafa ulaşması çok uzun sürüyor, işlem yapma ücretleri gibi nakit alışverişte olmayacak şeyler, Bitcoin kullanımını daha masraflı bir hâle getiriyordu. 

Ayrıca Bitcoin’in değerinin istikrarsızlığı da onun nakit gibi rahat kullanılmasını zorlaştırıyordu. Bu istikrarsızlığın temelinde ise bitcoinin amaçlandığı hâliyle, kullanıldığı ve insanların onun hakkında düşündükleri arasındaki tutarsızlığın etkisi büyük. Bu durum onun aynı zamanda bir balon olarak görülmesinin arkasındaki temel sebep. Bunu en iyi şekilde Derek Thompson’ın bitcoinin neden bir balon olduğunu açıklamak için The Atlantic için yazdığı makale açıklıyor. Direkt alıntılayacak olursak:

“Bir anlamda, kriptoparaların yükselişi dot-com çağına benziyor, çünkü elimizde bitcoin gibi bir şeyin ‘gerçek’ değerini aydınlatacak ideal bir karşılaştırma yok. Kendisi bir para birimi (dolar gibi), sahip olanlar onu uzun vadeli bir yatırım aracı olarak görüyor (gümüş gibi), aynı zamanda moda bir koleksiyon malı olarak övülüyor (Beanie Babyler gibi) ve blockchain adı verilen, bazılarının yasal mülkiyetten gündelik ödemelere kadar her şeyin geleceğini değiştireceği konusunda ısrar ettiği bir platform üzerinde çalışıyor (internet gibi).”

Bitcoin’in uçtan ucalığı ise en baştan sekteye uğradı. Kullanılmaya başlamasından kısa bir süre sonra, bu konuda hizmet vermek isteyen birçok start-up ortaya çıkmaya başladı. Bitcoin projesinin temelinde, herkesin kolayca kendi bilgisayarında kendi cüzdanını yaratabilmesi ve Bitcoin’i tamamen madencilik ya da takas yoluyla elde etmesi vardı. Bu sayede hem uçtan ucalığını koruyabilecek, hem de mahremiyete zarar vermeyecekti.

Ancak Bitcoin cüzdanı servisi sağlayan start-upların ortaya çıkması ve popülerleştirilmesi ve Mt. Gox gibi meşhur bitcoin borsalarının yaratılmasıyla, uçtan ucalık ve üçüncü tarafa güvenmeme durumu tamamen ortadan kaldırılmıştı. Borsalar Bitcoin değerini belirliyor ve cüzdan servisleri ile birlikte kişiler arası işlemlerde aracılık yapıyordu. Bununla birlikte cüzdan servislerinin hesap açarken gerçek kimlik bilgilerini almak zorunda olması ve hacklenmeye açık olması, Mt. Gox örneğinde gördüğümüz gibi bu borsaların her türlü riske normal borsalardan çok daha fazla açık olması, Bitcoinin sağlamaya çalıştığı mahremiyetin tamamen ortadan kalkmasına sebep oldu. Üstelik Bitcoin cüzdanlarının güvenliği için onları kendi bilgisayarınızda tutmanın önemi büyükken, bu cüzdan servisleri ile o anahtarları da o şirketlere emanet ediyorsunuz. Konunun bu kısmıyla ilgili daha detaylı bilgi için Mahfi Eğilmez’in yazısı faydalı bir rehber.

Ayrıca bitcoin madenciliğinin masraflı oluşu, bitcoinin dağıtıklığına ve uçtan ucalığına bir diğer tehditti. Bilmeyenler için, herhangi bir kripto para biriminin piyasaya sürülebilmesi ve transfer işlemlerinin gerçekleşebilmesi için madencilik adı verilen bir işlemin gerçekleşmesi gerekiyor. Bu, gerçekten basitleştirilmiş bir şekilde açıklarsak, bilgisayarların bu sistem üzerinde karmaşık matematik problemleri çözmesi anlamına geliyor. Ancak bu işlemleri verimli bir şekilde yapabilmek için sağlam bir teknoloji yatırımı yapmak ve bunun ortaya çıkartacağı enerji masraflarını da karşılayabilmek gerekiyor. Bunu yapabilecek çok az insan olması ve olanların da gerçekten çok ciddi yatırımlar yapması, Bitcoin’in kendi yüzde 1’ini yaratmasına sebep oldu. Şu anda piyasadaki bitcoinin yüzde 40’ının 1000 kişiye ait olduğu tahmin ediliyor ve madencilik işine özellikle Çin’de yapılan yatırım, madencilerin lüks içinde yaşayan bir gruba dönüşmesini sağlıyor.

Bu örnekler bile aslında Bitcoin’in hayal edilen ütopyayı gerçekleştirmekten tamamen uzaklaştığını görmek için yeterli. Ancak maalesef sorun sadece bundan ibaret değil.

DÜŞMANINA BENZEMEK

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Bitcoin’in amacı anarko-kapitalist bir ütopyayı yaratmak ve insanlar arasındaki alışverişin tamamen özgür, büyük kurumların ve devletlerin kontrolü olmadan ve anonim bir şekilde yapabilmesini sağlamaktı. Ancak bundan uzaklaşması bir yana, aynı zamanda o sistemin içerisine entegre edilip dolandırıcılığa ve sprekülasyona açık bir yatırım tuzağı hâline getirildi.

Bunların da altında yatan en temel sebep, Silikon Vadisi’nin liberteryen mantığı ve risk sermayedarlarının burada büyük bir kazanç kapısı ve sunumlarına layık bir buzzword görmüş olması. Artık Bitcoin, kripto para birimi, ICO, blockchain gibi sözcükleri her yerde duymamızın sebebi; gerçekten geleceğe dönük bir potansiyel görülmesi değil, kısa vadede yüklü para kazanmak için bu sözcükleri kullanmanın işe yarıyor olması. Bir de elbette Silikon Vadisi’nin liberteryen fantazilerine aşırı hitap ediyor olması.

Silikon Vadisi’nin liberteryen fantazilerine inananlar dünyayı Bitcoin/blockchain ile değiştireceklerini zannetseler de, sorun tam olarak bu fantazilerin altında yatan ideolojik ve politik düşünce yapısının tam olarak ciddiye alınmamasından kaynaklanıyor. Bitcoin ile dünyayı değiştirme fantazisi kuranlar, tam olarak ne yaptıkları ya da ne yapabilecekleri üzerine ciddi bir şekilde düşünmüyor, arka plandaki ideolojik varsayımlarını ve bu varsayımların yarattığı tuzakları görmezden gelmeye çalışıyor. Bu durumu Bitcoin üzerine yapılan panel ve toplantıların konu başlıklarına bakarak veya bir zamanlar ‘sosyal medya guruları’nda yaşadığımız gibi her yerden bitmeye başlayan ‘bitcoin uzmanları’na birkaç soru sorarak gözlemlemek mümkün. Bu yüzden Reddit ve Twitter gibi yerlerde, en ufak bir eleştirel yaklaşım, bitcoin-severler tarafından sloganlar ve ucuz retorik ile bastırılmaya çalışılıyor.

Bu hayal edebilme gücündeki sınırların ve Adam Greenfield’ın deyimiyle “Zeki insanların kendi zekalarını alt etmesinin” bir örneğini, Ian Bogost’un The Atlantic’te yazdığı makalede görebiliyoruz. Bitcoin ve blockchain teknolojisini, taraftarları özgürleştirici ve anarko-kapitalist bir hayal olarak sunarken, onun mevcut sistem içerisine entegre edilmesinin aksine daha da otoriter bir düzenin gelmesine yardım edebileceğini gözler önüne seriyor. Makale daha detaylı bir şekilde açıklıyor olsa da, Ian Bogost ve Adam Greenfield’ın tezlerinin özü şu: Bitcoin ve blockchainin önerdikleri anarko-kapitalist ütopyayı gerçekleştirebilmesi için, içinde yaşadığımız toplumsal düzenin de buna hazır olması gerekiyor. Eğer mevcut durumda, ortadan kaldıracağını iddia ettiği aracıları kaldırmadan uygulamaya girerse, yarattığı dijitalleşme ve verinin bir arada toplanmasını kolaylaştırma ile aracıların elindeki gücün artmasına katkıda bulunacaktır. Son zamanlarda Bitcoin ve blockchainin popülerleşmesiyle birlikte büyük şirketlerin, devletlerin ve finans kurumlarının ilgisini buraya yöneltmeye ve nasıl kullanabileceklerini araştırmaya başlamış olmaları da bunun gerçekleşmek üzere olan bir kehanet olduğu izlenimini veriyor.

Elbette bu popülerleşme ve Bitcoinin pazarlamasıyla birlikte ortaya çıkan diğer riskler var. Bunlardan birisi yukarıda bahsettiğim Silikon Vadisi kültürünün ve start-upların bu alandan nemalanmak ve kısa vadede para kazanmak için sürekli blockchain ve ICO gibi kelimeleri proje sunumlarına sıkıştırdıkları start-up projeleri ile para topluyor. Buraya yapılan yatırımların büyük bir kısmının batacağı neredeyse kesin, bu da Bitcoin ve etrafındaki ekolojinin tamamen yalan vaatlerle şişirilmesi anlamına geliyor. Elbette yeni kripto para birimleri yaratma ve bunlara yatırım toplama kısmının neredeyse saadet zincirlerinden bir farkının kalmaması ve internet dolandırıcılığı yöntemi olarak kullanılmaya başlanmış olması da işin ayrı bir boyutu. 

Son olarak işin bir de çevreye etki boyutu var. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, bitcoin madenciliği gerekli ama bir o kadar da ciddi enerji harcamayı gerektiren bir işlem. Eric Holthaus’un Gritz.org için yazdığı yazıya göre, bunun çevreye çok ciddi bir etkisi olabilir. Şu anda Bitcoin sistemi ve madencilik işlemi, yapılan tahmini hesaplara göre birçok ortalama büyüklükteki ülkeden daha fazla elektrik tüketiyor. Ve temiz enerji konusunda gezegen olarak hâlâ çok geride olmamız, bunun küresel ısınmaya ciddi bir katkıya neden olabilmesi anlamına geliyor. Bunun zaman içerisinde temiz enerji ile ya da sistemdeki değişimler ile değişebileceği söyleniyor, ayrıca enerji hesaplarının abartılı olduğunu söyleyenler de var. Ancak bu yine ortada ciddi bir riskin olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

PEKİ YA BLOCKCHAIN?

Uzun lafın kısası, Bitcoin birçok anlamda sorunlu bir proje. Vaat ettiklerini gerçekleştiremiyor, aksine tam tersi bir yönde ilerliyor; aşırı şişirilmesi ve içi boş projelerle altının dolu gibi gösterilmesiyle her geçen gün patlamaya doğru yaklaşan bir balon hissi yaratıyor. Ancak aynı şeylerin blockchain teknolojisi için geçerli olup olmadığını söylemek için henüz erken. 

Ama bunun aksini söyleyebilmemiz için, blockchaine bakışın tamamen ters yüz edilmesi gerekiyor. Eğer blockchain teknolojisiyle yapılacak herhangi yeni bir projenin bitcoin ile aynı kaderi yaşaması istenmiyorsa, bunun yolu ideolojik ve teorik yaklaşımın da değişmesi şart. Çok pozitif konuşmak şimdilik mümkün olmasa da; Ethereum ve IOTA gibi projelerin ve hatta Bitnation ve CryptoKitties gibi ‘tuhaf’ deneylerin blockchaine bakış açısını değiştirmesi ve daha farklı yolların açılmasına yardımcı olabilir. Ya da, bunların hiçbiri olmaz ve bir süre sonra bu moda biter, balon söner ve bizler de başka konuları konuşmaya başlamış oluruz.

Yorum Gönderin

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: