Ahmet A. Sabanci tarafından yazılmış tüm yazılar

Tuhaf Gelecek Güncellemeleri Yüklüyor. Lütfen Cihazınızı Kapatmayın.

Tuhaf Gelecek 2015 yılından bu yana varolan ancak geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde sessizliğe bürünen bir proje oldu. Yeniden başlama sürecine girerken, hem aradaki boşluğu kapatacak genel bir değerlendirme, hem de bundan sonrası üzerine kimi notları sizlerle paylaşmanın uygun olacağını düşündüm.

Tuhaf Gelecek başlarken, önümüzde bizi tuhaf zamanların beklediğini ve bu projenin hem ileriyi anlamaya hem de ona hazırlanmaya dönük bir proje olduğundan bahsetmiştim. Geçtiğimiz üç yıl içerisinde birçok şey değişse de bu anlamda değişen pek bir şey olmadı. Yeni bir normal kuruluyor dünyada ve bizler yabancısı olduğumuz bu koşulları anlamaya ve onun içerisinde bir şekilde yaşamaya çalışmaya devam ediyoruz.

Etrafımıza şöyle bir baktığımızda bunun işaretlerini göremeyeceğimiz bir alan neredeyse kalmadı demek mümkün. Siyaset, medya, toplumsal ilişkiler, iklim, kullandığımız teknolojiler ve hatta gündelik hayatımızdaki en rutin şeyler dahi bir değişim sürecine girdi. Önümüzdeki bu yeni dönemde belki de hayatımızın her alanını güncellemek, dünyaya nasıl baktığımızı sorgulamak zorunda kalacağız. Ve bu hiç de kolay değil, olmadığının işaretlerini de şimdiden görüyoruz. Hem de kimi zaman çok sert bir şekilde.

Şu anda, özellikle son birkaç yıl içerisinde insanlık yaklaşan bu geleceğe üç temel şekilde tepki veriyor. Birincisi soğukkanlı ve sakin bir şekilde önüne ve ileriye bakarak bu sorgulama ve bir anlamda önümüzdeki bu bilinmezi ‘haritalama’ sürecine katkıda bulunmak. Bunu yapması hiç de kolay değil ve bahsedeceğim diğer iki tepki yüzünden daha da zorlaşıyor. Maalesef bu tepkiyi verenler azınlıkta ve seslerini duyurmakta güçlük çekiyor.

Bulunduğumuz koşulların hemen birçok insanda yarattığı temel his korku. Bunu etrafınıza veya internete baktığınızda rahatça görebilirsiniz. Elbette bu oldukça doğal bir tepki, tamamen yeni ve bilinmez diyebileceğimiz bir şeyin içine girdik ve yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Karşımıza nelerin çıkacağını kestirememek kaçınılmaz olarak korkuyu da beraberinde getiriyor. Ancak bu maalesef kontrol edilemediği için diğer baskın iki tepkinin oluşmasına zemin hazırlıyor ve daha da kötüsü, bu iki tepki birçok kesim için fazlasıyla kullanışlı oldukları için ön plana çıkartılıyor.

Bunlardan birincisi korumacılık. Yeniden ve bilinmez olandan korkuyoruz, bunu ortaya koyduk. Bu korku da bizleri bildiğimiz, tandığımız bir yere sığınma arzusunu getiriyor ve elimize ilk geçen şeye sarılmak istiyoruz. Korkunun mantığı ve sorgulama yetisini gölgelemesi de neye sarıldığımızı tam olarak anlamamızın önüne geçiyor. Günümüzde gördüğümüz birçok şey bunun eseri: teknolojiye karşı sorunlu yaklaşımlar, aşırı sağ ve radikal dinci politik hareketlerin ilgi çekici hale gelmesi, eski sorunlu toplumsal ilişkilere ve hiyerarşilere duyulan özlem… Bunların çoğu o bilinenin getirdiği rahatlık hissi yüzünden tekrar büyümeye başladı. Ancak geriye dönüş mümkün olmadığı gibi, bunun için verilen çabalar insanlığa zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. Üstelik önümüzdeki gerçek sorunları görüp bunları çözmek için harcamamız gereken enerjiyi tüketiyor.

İkinci korku temelli tepki ise saldırganlık. Bahsettiğimiz korumacılık ile bağlantılı olarak, korkunun getirdiği körlük ne yaptığını bilmeden hareket etmeye ve düşünmeye sebep oluyor. Korku insanların daha hassas davranmasına ve hatta olmayan tehditler görmesine ya da icat etmesine neden oluyor. Bu sahte tehditlere karşı da korkuyla birlikte en ilkel tepki olan saldırganlık devreye giriyor. Özellikle son zamanlarda, insanların giderek kendilerine dair en küçük şeylerde daha korumacı hale gelmesine, internetteki temel iletişim yönteminin bile ‘laf sokmaya’ dönüşmesine bakınca durum daha iyi anlaşılabilir. Bu saldırganlığın yarattığı yeni nesil gerici hareketlerden birisi olan ve Gamergate ile başlayan Incel/Red Pill hareketi bunların arasında şu ana kadar belki de en tehlikeli ve saldırganlarından birisi. Bu hareketin doğuşunu incelediğinizde, içinde bulunduğumuz bu yeni bölgenin bizim için ne gibi şeyler sakladığını ve önümüzde daha neler olabileceğini daha iyi anlayacaksınız diye düşünüyorum.


Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama özellikle buraya kadar daha toplumsal başlıklara odaklanmayı tercih ettim. Çünkü özellikle gelecek üzerine konuşurken en sık düşülen hatalardan birisi olan teknoloji, bilim ve ekonomi üçgeninin de ne kadar sıkıntılı olabileceğini görmemiz gerekiyor. Evet, belki en büyük değişimler orada yaşanıyor gibi görünebilir. Ancak tüm bunların toplumsal ilişkilerde, gündelik hayatımızda yarattığı ciddi dönüşümler var ve bunları düşünmeden hareket etmek, aslında gelecekte uğraşmamız gerekecek olan sorunların daha da büyümesine neden oluyor. Eğer geleceğe kısıtlı bir alandan bakarsak, bir anda “Her şey iyi gidiyordu, bunlar nereden çıktı?” gibi anlamsız bir soru sorarız. Oysa tüm bunların işaretlerini şimdiden görüyoruz. Eğer şimdi ilgilenmezsek ileride büyük sorunlara dönüşebilecek birçok şey şu anda temellerini atıyor.

Tıpkı iklim krizi ve 6. Kitlesel Soy Tükenişi gibi. Uzun zamandır tahmin edilen bir sorun olmasına ve her geçen gün ne kadar büyük tehditler yaratacağına dair araştırmalar yapılmasına rağmen hala yeterli ilgiyi göstermemekte ısrar ediyoruz. Şimdi hiçbir şey yapmayıp 2040’lara geldiğimizde kuraklık, iklim göçleri ve daha birçok etkiyi gördüğümüzde “Bunlar nereden çıktı?” diye sormanın kimseye bir faydası olmayacak.

Tuhaf Gelecek işte tam olarak buna karşı bir proje olarak şekillenmişti. Tüm bu anlık tartışmalara, korku temelli tepkilere karşı sakin ve sağduyulu bir yaklaşımı üretmeye ve alternatif gelecekler üzerine düşünmeye ve bunları teşvik etmeye yönelik bir çaba. Maalesef yeterli enerjiyi ayıramadığım için bir süre geri plana düştü. Ancak her geçen gün böyle çabalara olan ihtiyaç kendisini daha da belli ederken daha fazla bekleme modunda kalmaması gerektiğine karar verdim. Tuhaf Gelecek önümüzdeki bu tuhaf ve bilinmez geleceğin haritasını çıkartıp ona hazırlanmayı ve bu konuda çabalayan diğer haritacıları da ön plana çıkarmayı hedefleyen bir proje. Ve 2018 itibariyle kendisini güncelleyerek yeniden başlıyor.


Biraz da önümüzdeki süreçte Tuhaf Gelecek’te neler olacak onlardan bahsedeyim.

Önümüzdeki dönemde sitedeki yayınlar belirli bir tempoya oturacak. Websitesini daha aktif tutmaya ve elimden geldiğince yeni yazılar ve çeviriler üretmeye çalışacağım. O yüzden eğer RSS kullanıyorsanız siteye abone olup takip etmek için iyi bir zaman.

Bununla beraber en önemli ve en çok geride bıraktığım şeylerden birisi olan newsletter tekrar aktif olarak yayına girecek. Newsletterda hem Tuhaf Gelecek ile ilgili güncellemeleri, hem Tuhaf Gelecek bağlamına giren konularda kafamdaki kısa notları hem de diğer projelerim hakkında güncellemeleri paylaşacağım. Eğer abone olmak isterseniz buradan ya da soldaki kutudan olabilirsiniz. Eğer İngilizce olarak ürettiğim işleri de takip etmek isterseniz, onlar için İngilizce bir newsletter daha yazıyorum.

Twitter hesabını da aktif bir şekilde kullanmayı planlıyorum. Oradan hem yeni yazıları ve Tuhaf Gelecek ile ilgili haberleri, hem de Tuhaf Gelecek yörüngesindeki diğer haberleri, yazıları, araştırmaları ve projeleri paylaşmaya çalışacağım. Eğer Twitter’da aktifseniz profil burada.

Sizlerden de birkaç küçük ricam olacak. İlki, Tuhaf Gelecek ile aktif bir etkileşim kurmanız. Yalnızca yazdıklarımı okumakla kalmayın; yorum yapın, eleştiri ve fikirlerinizi dile getirin, herkese açık yapmak istemiyorsanız bana mail yazın. Tuhaf Gelecek yalnızca benim çıkıp birşeyler anlatmak için başlattığım bir proje olarak değil, bir şekilde etkileşime geçen herkesin katkıda bulunduğu ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje olarak büyüsün istiyorum. Çünkü bahsettiğimiz o geleceğin içerisinde hepimiz yaşayacağız ve onu nasıl şekillendirmek istediğimize de birlikte karar verebilmeliyiz. Twitter’daki ‘laf sokmalar’ ile değil, sağduyulu ve uzun soluklu tartışmalarla bunu yapabiliriz. Hem belli mi olur, ileride bu tartışmalar için ayrı bir alan bile yaratabiliriz.

İkincisi, eğer imkanınız varsa Tuhaf Gelecek’e maddi destek sağlamanız. Bunu sizlerden isteme sebebim ise her anlamda bu projenin yükünü tek başına üstleniyorum ve freelance çalışan birisi olarak buraya ayırdığım zamanı mecburen başka işlerden çalıyor ve masraflarını tek başıma karşılıyorum. Bu da hem istediğim kadar zaman ayıramamam ve böyle sessiz süreçler olmasına hem de planladığım kimi adımları gerçekleştiremememe sebep oluyor. Örneğin en çok istediğim şeylerden birisi, belirli bir noktada alanında uzman insanları bu sitede konuk edebilmek ve farklı bakış açılarını da size sunabilmek. Ancak bunu çoğu zaman ücretsiz yapmak mümkün olmuyor, mesleği yazmak olan birisi olarak da kimseden bunu ücretsiz yapmasını talep edemiyorum. Eğer böyle bir şeye aylık olarak küçük de olsa bir miktar ayırabilirim derseniz, Patreon üzerinden bunu yapabilirsiniz. Patreon sayfama buradan ya da sol menüden ulaşmanız mümkün. Emin olun miktarın önemi yok, en düşük destek bile en azından sizin bu çabaya değer verdiğinizin bir işareti oluyor ve motivasyon sağlıyor. Destek olacak durumunuz yoksa da hiç sorun değil.

Ve son olarak, Tuhaf Gelecek’in daha görünür olması için yardım etmeniz. Etrafınızda ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere bahsedin, yazıları sosyal ağlarda paylaşın, newsletterı ilgilenebileceğini düşündüğünüz arkadaşlarınıza yönlendirin. İnsanların bir şekilde karşısına çıkabilmek ve böyle bir alternatifin olduğunu göstermek için sizlerin yardımı inanılmaz bir öneme sahip.


Tuhaf Gelecek’in önünde uzun bir yol var. Ve hepimizi bekleyen gerçekten tuhaf bir gelecek var. Onun nasıl şekilleneceğine katkıda bulunmak, önümüzdeki bilinmezin haritasını çıkartmak için bir an önce kolları sıvayıp işe başlamamız gerekiyor. Bu yeni süreçte birçok önemli şeyi birlikte üreteceğimize inanıyorum.

Bitcoin: Bir Ütopya Nasıl Düşmanının Kopyasına Dönüşür?

[Bu yazı ilk olarak Aralık 2017’de yayınlandı. Tuhaf Gelecek arşivlerinde de bulunmasının iyi olacağını düşündüm.]

Ekim 2008’de Satoshi Nakamoto isimli gizemli karakter Bitcoin whitepaperını yayınladığında hayal ettiği şeyler, şu anda Bitcoin denildiğinde aklımıza gelenlerden çok daha farklıydı. Makale yayınlandığında 2008 krizi hâlâ sıcaktı ve insanlar mevcut ekonomik sistemden umudunu kesmiş, daha farklı bir sistem arayışındaydı. Bitcoin tam da böyle bir zamanda, krize sebep olan sorunlara bir çözüm önerisiyle ortaya çıkmıştı. Devletlerin ve bankacılık sisteminin insanlar üzerinde yarattığı baskıya alteratif olabilecek bir sistem öneriyordu. Üstelik tamamen dijital olmasına rağmen nakit paranın hem kolaylığını hem de anonimliğini sağlayabiliyordu.

Ancak her ne kadar anarko-kapitalist bir ütopya olarak başlamış olsa da, sonucu hiç de öyle olmadı. Uygulamaya geçirilmesi ve yaratıcısının fikirlerinin ötesinde gelişmeye başlamasıyla gerçekleştirmeyi hayal ettiği her şeyin zıttı bir projeye dönüştü. Yıkmaya çalışıtğı sistemin bir kopyası oldu. Peki nasıl bu noktaya geldi?  Bitcoin: Bir Ütopya Nasıl Düşmanının Kopyasına Dönüşür? yazısına devam et

007: Kara Kutudaki Gelecek

Geçtiğimiz hafta açığa çıkan Volkswagen skandalı, aslında bir süredir üzerine yazmak istediğim önemli bir meseleyi tekrar gündemimize taşıdı. Teknolojinin kontrolsüz ve dengesiz gelişiminin beraberinde getirdiği en büyük risklerden birisini, belki de çoğu insanın hiç beklemediği bir şekilde karşımızda bulduk.

Hatırlamayanlar ya da konuyu tam olarak okuma fırsatı bulamayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, EPA Volkswagen’a gönderdiği bir mektupla, yeni nesil dizel arabalarının büyük bir kısmına özel bir yazılım yüklediğini ortaya çıkardı. Bu yazılımın görevi, karbon emisyonu testlerinde hile yapmasını ve normalde çok daha fazla karbon tüketirken, bu rakamı daha az göstererek testlerden geçebilmesini sağlamış. Geçtiğimiz gün öğrendiğimiz üzere, yan markaları olarak adlandırabileceğimiz Audi ve Porsche da bu hileyi araçlarında kullananlar arasında.

Bir şirketin sırf daha fazla para kazanabilmek adına hile yapması veya yalan söylemesi çok da şaşırtıcı gelmiyor olabilir. Ancak bu olayda iki önemli sorun var. İlki, Volkswagen bu hareketiyle hem doğayı hem de insanları büyük bir riske atıyor. Küresel iklim değişikliğinin geldiği boyutları düşündüğümüzde, bu zaten tüm insanlığı riske atan bir hareket. Ancak bunun yanı sıra araçların gerçekte yaptığı aşırı karbon tüketimi yüzünden birçok insanın sağlığının bozulmuş ve hatta bu yüzden hayatlarını kaybetmiş olması da yüksek bir ihtimal. Bu bağlamda Volkswagen’in bu hareketi bir insanlık suçu olarak bile tanımlanabilir.

İkinci ve daha büyük sorun ise teknolojinin, özellikle büyük şirketler eliyle üretilenlerin, denetlemelerden uzak oluşu ve telif hakkı gibi bahanelerle birer kara kutuya dönüştürmesi. Benim asıl üzerine konuşmak istediğim mesele de bu: Teknolojinin kullanıcıları tarafından kontrol ve müdahale edilemez hâle gelişinin ve bu sayede birçok denetimden ve kontrol mekanizmasından kendilerini koruyabilmelerinin bizler için nasıl büyük bir tehdit olduğu ve bunun gelecekte bizleri daha büyük tehlikelere atmasını önlemek için neler yapmamız gerektiği.

007: Kara Kutudaki Gelecek yazısına devam et

[Çeviri] 3D Additivist Manifesto

[3D Additivist Manifesto, daha önce Tuhaf Gelecek’in konuğu ve konusu olmuştu. Üzerine okurken ve çalışırken, manifestonun Türkçeye kazandırılmasının da önemli olacağını düşündüm ve geçtiğimiz haftalarda çevirisine başladım. Çeviri sonunda tamamlandı ve artık yayında. Eğer paylaşmak ya da çıktısını almak için güzel tasarlanmış bir PDF’ini arıyorsanız buradaki linke bakabilirsiniz. -AAS]

The 3D Additivist Manifesto

video manifesto: additivism.org/manifesto
çağrıya cevap ver: additivism.org/cookbook

Morehshin Allahyari & Daniel Rourke, 2015
Türkçe Çeviri: Ahmet A. Sabancı

[Çeviri] 3D Additivist Manifesto yazısına devam et

006: Teknofetişizm, Teknofobi ve Arada Kalanlar

Geçtiğimiz yıllarda, özellikle Silikon Vadisi’nin büyük katkıları sayesinde, teknolojiyi her alanda bir kurtarıcı olarak görme hastalığı baş göstermiş durumda. Her sorunu tamamen mekanik ve teknik bir meseleye dönüştürmeye ve ona teknolojiyle bir çözüm getirmeye çalışmak her ne kadar cezbedici görünse de, teknolojinin birçok alanda başımızı ağrıtıyor olmasının temel sebeplerinden birisi bu.

Bugün teknofetişizm ve teknofobi arasındaki ince çizgiyi ve felsefenin neden önemli olduğunu konuşacağız.

006: Teknofetişizm, Teknofobi ve Arada Kalanlar yazısına devam et

005: Sihir, Algoritmalar ve Ötesi

Gelecek büyücülerin, cadıların, sihirbazların, şamanların ve kahinlerin geleceği. Sadece yanlış tanımları kullandığımız için bunu göremiyoruz.

Yukarıdaki cümle sizin için bir anlam ifade etmiyor ya da fazla iddialı gelmiş olabilir. Hatta şu anda maili silip abonelikten çıkmayı bile düşünüyor olabilirsiniz. Ama biraz sabredin ve benimle birlikte devam edin. Oldukça keyifli bir bölüm olacak bu.

Bu bölümde biraz sihirden ve teknolojiden konuşacağız. Tuhaf Gelecek’ten merhaba!
005: Sihir, Algoritmalar ve Ötesi yazısına devam et

004: Tasarım-Kurgu, Şirketlerin Hayalleri ve İdeolojileri

Şirketler de hayal kurar mı? Kurduklarını biliyoruz ama bunda pek de yetenekli değiller maalesef. Eksik ve sorunlu hayaller kuran şirketlerle birlikte gitmekte olduğumuz geleceğin bize neler getirebileceğini hiç düşünüyor muyuz? Peki biz geleceği nasıl kurguluyoruz?

Bu hafta şirketlerin tasarım-kurgularından ve tasarım-kurgu – ideoloji ilişkisinden konuşacağız. Tuhaf Gelecek’ten merhaba!
004: Tasarım-Kurgu, Şirketlerin Hayalleri ve İdeolojileri yazısına devam et

003: Tasarım Kurgu 101

Bir gün içerisinde ne kadar tasarımla etkileşime girdiğinizi hiç düşündünüz mü? Ya da “Keşke şunu başka türlü tasarlasalardı, öyle daha iyi olurdu” dediğiniz oldu mu? Peki bir şeyin tasarımının değişmesinin sizi ciddi anlamda etkilediği bir olay yaşadınız mı? Peki bunları düşünürken aslında bu konuların hayatımızda ne kadar ciddi bir yer kaplamaya başladığını fark ettiniz mi?

Bugün biraz tasarım ve tasarım-kurgu üzerine konuşacağız. Tuhaf Gelecek’ten merhaba!
003: Tasarım Kurgu 101 yazısına devam et