Tuhaf Gelecek Podcast #5: Dijital Güvenliğin Geleceği

Bu bölümümüzde dijital güvenlik konusunda yaşanan güncel gelişmeleri, alandaki hackerlar, devlet destekli gruplar ve özel şirketler gibi önemli aktörleri ve tüm bu gelişmeler ve yapılan planların bizi götürebileceği gelecekler üzerine konuştuk.

Haftanın Önerileri
Countdown to Zero Day – Kim Zetter: https://www.goodreads.com/book/show/18465875-countdown-to-zero-day
Hacker, Hoaxer, Whistleblower, Spy – Gabriella Coleman: https://www.goodreads.com/book/show/20601080-hacker-hoaxer-whistleblower-spy
Quinn Norton’un Wired yazıları: https://www.wired.com/author/quinn-norton/

Bu bölüm Friedrich-Ebert-Stiftung tarafından desteklenmiştir.


Podcast aşağıdaki linklerden ulaşabilir ya da kullandığınız podcast uygulamasının arama bölümüne “Tuhaf Gelecek” yazarak arayabilirsiniz. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum. Ayrıca dinlediğiniz platformlarda yorum veya inceleme bırakırsanız çok memnun olurum. Podcastin görünürlüğüne ve daha fazla kişiye ulaşmasına çok faydası oluyor.

iTunes
RSS
Spotify
Overcast
Spreaker
Medyapod

Youtube

Tuhaf Gelecek Podcast #4: “New Dark Age” Özel

Bu bölümümüzde James Bridle’ın “New Dark Age” kitabı, kitapta tanımladığı yeni karanlık çağ ve onun semptomları üzerine konuştuk. İçinde yaşadığımız bu kompleks sistemi kapsamlı bir şekilde ele alan ve onun sorunlarını inceleyen bu eser üzerine yaptığım özel bölüm, bir anlamda kitabın incelemesi niteliğinde.

Kitabı edinmek için: https://www.versobooks.com/books/2698-new-dark-age

Bu bölüm Friedrich-Ebert-Stiftung tarafından desteklenmiştir.


Podcast aşağıdaki linklerden ulaşabilir ya da kullandığınız podcast uygulamasının arama bölümüne “Tuhaf Gelecek” yazarak arayabilirsiniz. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum. Ayrıca dinlediğiniz platformlarda yorum veya inceleme bırakırsanız çok memnun olurum. Podcastin görünürlüğüne ve daha fazla kişiye ulaşmasına çok faydası oluyor.

iTunes
RSS
Spotify
Overcast
Spreaker
Medyapod

Youtube

Silikon Vadisi Gözetimi Nasıl Normalleştirdi?

İlk olarak Tuhaf Gelecek Bülten'de yayınladığım bu yazı, Tuhaf Gelecek Podcast'in 3. bölümü olan "Gözetim Kapitalizmi ve Sınırları" üzerine ek notları ve bölümde ele aldığımız kimi sorulara dair detayları içeriyor.

Gözetimin yeni teknolojilerle giderek hayatımızın daha normal bir parçası hâline gelmesi, aslında farkında olmadığımız birçok şeyin de normalleşmesine ve giderek geçmişte birer distopya olarak kabul edeceğimiz şeyleri kabullenmemize neden oluyor. Bunun en büyük sorumlusunun şirketler olmasının sebebi ise en temelde bunları bizler için iyi olabilecek ya da bizim faydamıza olan şeyler olarak görmemizi sağlayan taktiklerin birçoğunun onların ürünlerini pazarlama taktiklerinden geliyor olması.

Örneğin kişisel verilere bağlı olarak özelleştirme tekniğini ele alalım. Google ve Facebook gibi şirketlerin başlattığı ve sizden topladıkları verilere göre sizin “tecrübenizi özelleştiren” bu sistemler tamamen bize daha iyi bir hizmet verme iddiası ile bize tanıtıldı. Aradığımızı daha çabuk bulmamızı, gerçekten ilgilendiğimiz şeyleri görmemizi sağlayacağı söylendi. Ancak bunun arka planında aslında kendilerinin daha iyi reklam satması veya birçok şeyin de bizden gizleniyor olduğu gerçeği elbette dile getirilmedi. Şimdi ise benzer bir taktiğin Çin’de denendiği ve ülkede yaşayan insanların yaşam tecrübelerinin bu şekilde “özelleştirildiği” haberlerini okuyoruz.

Yüz tanıma teknolojileri de benzer bir normalleşme süreci ile hayatımıza girdi. Facebook, Google Photos ve daha birçok fotoğrafla ilgili şirket ve yazılım yüz ve nesne tanıma teknolojilerini bizlerin işini kolaylaştırmak için hayatımıza soktu ve şu anda yüzümüz belki de onlarca farklı şirketin veri tabanında yer alıyor. Bu sistemleri öyle normalleştirmiş durumdayız ki, şu anda havayolu şirketleri bile uçağa binmeden önce yüzünüzü tarama sistemlerini devlet veritabanları ile eşleştirerek kullanıyor ve Çin’de Uygur halkı sürekli bu teknoloji ile gözetleniyor. Hatta ABD bile aktivistlerin fotoğrafları ile “potansiyel tehlikeli insanlar” listesi oluşturup sistemlerinde birçok kişinin yüzünü saklıyor.

Tüm bunlar ve daha fazlası ile gözetim giderek hayatımızın normal bir parçası hâline geliyor ve şirketler sayesinde de bundan zevk almayı öğreniyoruz. Çünkü her geçen gün gözetim bizim özel hayatımızı tehdit eden bir şey olmaktan çıkartılıp “her şeyin bizim için özelleştirilmesi” şeklinde pazarlanıyor ve her türlü kolaylığa yatkın bir tür olarak bunu çok fazla sorgulamak istemiyoruz. Ancak bu gidişat kısa süre içerisinde hayatımızın özel hiçbir yanının kalmamasıyla da sonuçlanma potansiyeline sahip.

Peki bu noktada ne yapacağız? Daha doğrusu bu hayatımıza nasıl değişimler getirme potansiyeline sahip? Bir süre sonra CV Dazzle makyajlarıyla ve yansıtıcı kıyafetlerle sokakta gezen insanlar normalleşecek mi? Yoksa tüm bunlara karşı herhangi bir itirazın tamamen toplumdan dışlanmayla sonuçlanacağı bir yayılma mı bizi bekliyor? Tüm bunlara cevap vermek için henüz erken ama ikisi de oldukça yakın gelecekler.

Tüm bu meselenin özünde ise yine gözetim kapitalizminin bizim kişisel verilerimizin tanımını çok erkenden değiştirip bize bu tanımı sorgulama şansı vermemesi var. Kişisel verilerimizi bizim özelimiz olarak görme ve bunun nasıl potansiyelleri olabileceğini anlama şansı bulamadan şirketler bunu “big data” altında aslında boşa giden ama onlar için çok kullanışlı olabilecek şeyler olarak tanımladılar. Bunun bizim için yaratabileceği riskler ya da nasıl kötüye kullanılabileceği hiç konuşulmadı. Şimdi ise yalnızca bu veriyi toplayan şirketler değil; devletler, Palantir ve Cambridge Analytica gibi şirketler de verilerimizi bize karşı kullanıyor. Bizler kişisel verilerimizi sahiplenmedikçe de bu şekilde devam edecekler.

Tuhaf Gelecek Podcast #3: Gözetim Kapitalizmi ve Sınırları

Bu bölümümüzde gözetim kapitalizminin doğuşunu ve gelişme sürecini, bu akımın hayatımızın farklı alanlarında nasıl etkiler yaratmaya başladığını ve bunların bizi nasıl geleceklere doğru götürmekte olduğunu konuştuk. Ayrıca gözetim kapitalizminin bir sınırı olup olmadığı noktasına da değindik.

Haftanın Önerisi: New Ways of Seeing by James Bridle
https://www.bbc.co.uk/programmes/m000458l

Bu bölüm Friedrich-Ebert-Stiftung tarafından desteklenmiştir.


Podcast aşağıdaki linklerden ulaşabilir ya da kullandığınız podcast uygulamasının arama bölümüne “Tuhaf Gelecek” yazarak arayabilirsiniz. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum. Ayrıca dinlediğiniz platformlarda yorum veya inceleme bırakırsanız çok memnun olurum. Podcastin görünürlüğü açısından çok faydası oluyor.

iTunes
RSS
Spotify
Overcast
Spreaker
Medyapod


Gözetim Kapitalizmi ve Sınırları Okuma Önerileri

Tuhaf Gelecek Podcast #2: İklim Krizi ve Gelecek

Bu bölümümüzde iklim krizi, bu krizin gezegen ve toplum üzerinde yaratacağı etkiler, 6. kitlesel yokoluş ve antroposen başlıklarını ele aldım. Tüm bunların önümüzde nasıl gelecekleri getireceğini ve iklim krizinin önüne geçmek için neler yapmamız gerekeceğinden bahsettim.

Haftanın Önerisi: Climate Leviathan by Geoff Mann ve Joel Wainwright

https://www.versobooks.com/books/2545-climate-leviathan

Bu bölüm Friedrich-Ebert-Stiftung tarafından desteklenmiştir.


Podcast aşağıdaki linklerden ulaşabilir ya da kullandığınız podcast uygulamasının arama bölümüne “Tuhaf Gelecek” yazarak arayabilirsiniz. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum. Ayrıca dinlediğiniz platformlarda yorum veya inceleme bırakırsanız çok memnun olurum. Podcastin görünürlüğü açısından çok faydası oluyor.

iTunes
RSS
Spotify
Overcast
Spreaker
Medyapod


İklim Krizi ve Gelecek Okuma Önerileri

Bir önceki bölümü buradan dinleyebilirsiniz.

Tuhaf Gelecek Podcast #1: Gelecekler Üzerine

Tuhaf Gelecek podcastin her bölümünde Ahmet A. Sabancı geleceğe dair konuları eleştirel ve kapsamlı bir şekilde ele alıyor ve farklı gelecekler üzerine düşünüyor. Bu hafta, gelecekler üzerine nasıl düşünmemiz gerektiğini ve neden günümüzde geleceğe dair genel bir karamsarlığın hâkim olduğunu konuşuyor.

Haftanın Tavsiyesi: “Trigger Warning” by Superflux
http://superflux.in/index.php/work/trigger-warning/#


Podcast aşağıdaki linklerden ulaşabilir ya da kullandığınız podcast uygulamasının arama bölümüne “Tuhaf Gelecek” yazarak arayabilirsiniz. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum. Ayrıca dinlediğiniz platformlarda yorum veya inceleme bırakırsanız çok memnun olurum. Podcastin görünürlüğü açısından çok faydası oluyor.

iTunes
RSS
Spotify
Overcast
Spreaker
Medyapod


Okuma Önerileri

Bu bölüm Friedrich-Ebert-Stiftung tarafından desteklenmiştir.

Tuhaf Gelecek Güncellemeleri Yüklüyor. Lütfen Cihazınızı Kapatmayın.

Tuhaf Gelecek 2015 yılından bu yana varolan ancak geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde sessizliğe bürünen bir proje oldu. Yeniden başlama sürecine girerken, hem aradaki boşluğu kapatacak genel bir değerlendirme, hem de bundan sonrası üzerine kimi notları sizlerle paylaşmanın uygun olacağını düşündüm.

Tuhaf Gelecek başlarken, önümüzde bizi tuhaf zamanların beklediğini ve bu projenin hem ileriyi anlamaya hem de ona hazırlanmaya dönük bir proje olduğundan bahsetmiştim. Geçtiğimiz üç yıl içerisinde birçok şey değişse de bu anlamda değişen pek bir şey olmadı. Yeni bir normal kuruluyor dünyada ve bizler yabancısı olduğumuz bu koşulları anlamaya ve onun içerisinde bir şekilde yaşamaya çalışmaya devam ediyoruz.

Etrafımıza şöyle bir baktığımızda bunun işaretlerini göremeyeceğimiz bir alan neredeyse kalmadı demek mümkün. Siyaset, medya, toplumsal ilişkiler, iklim, kullandığımız teknolojiler ve hatta gündelik hayatımızdaki en rutin şeyler dahi bir değişim sürecine girdi. Önümüzdeki bu yeni dönemde belki de hayatımızın her alanını güncellemek, dünyaya nasıl baktığımızı sorgulamak zorunda kalacağız. Ve bu hiç de kolay değil, olmadığının işaretlerini de şimdiden görüyoruz. Hem de kimi zaman çok sert bir şekilde.

Şu anda, özellikle son birkaç yıl içerisinde insanlık yaklaşan bu geleceğe üç temel şekilde tepki veriyor. Birincisi soğukkanlı ve sakin bir şekilde önüne ve ileriye bakarak bu sorgulama ve bir anlamda önümüzdeki bu bilinmezi ‘haritalama’ sürecine katkıda bulunmak. Bunu yapması hiç de kolay değil ve bahsedeceğim diğer iki tepki yüzünden daha da zorlaşıyor. Maalesef bu tepkiyi verenler azınlıkta ve seslerini duyurmakta güçlük çekiyor.

Bulunduğumuz koşulların hemen birçok insanda yarattığı temel his korku. Bunu etrafınıza veya internete baktığınızda rahatça görebilirsiniz. Elbette bu oldukça doğal bir tepki, tamamen yeni ve bilinmez diyebileceğimiz bir şeyin içine girdik ve yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Karşımıza nelerin çıkacağını kestirememek kaçınılmaz olarak korkuyu da beraberinde getiriyor. Ancak bu maalesef kontrol edilemediği için diğer baskın iki tepkinin oluşmasına zemin hazırlıyor ve daha da kötüsü, bu iki tepki birçok kesim için fazlasıyla kullanışlı oldukları için ön plana çıkartılıyor.

Bunlardan birincisi korumacılık. Yeniden ve bilinmez olandan korkuyoruz, bunu ortaya koyduk. Bu korku da bizleri bildiğimiz, tandığımız bir yere sığınma arzusunu getiriyor ve elimize ilk geçen şeye sarılmak istiyoruz. Korkunun mantığı ve sorgulama yetisini gölgelemesi de neye sarıldığımızı tam olarak anlamamızın önüne geçiyor. Günümüzde gördüğümüz birçok şey bunun eseri: teknolojiye karşı sorunlu yaklaşımlar, aşırı sağ ve radikal dinci politik hareketlerin ilgi çekici hale gelmesi, eski sorunlu toplumsal ilişkilere ve hiyerarşilere duyulan özlem… Bunların çoğu o bilinenin getirdiği rahatlık hissi yüzünden tekrar büyümeye başladı. Ancak geriye dönüş mümkün olmadığı gibi, bunun için verilen çabalar insanlığa zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. Üstelik önümüzdeki gerçek sorunları görüp bunları çözmek için harcamamız gereken enerjiyi tüketiyor.

İkinci korku temelli tepki ise saldırganlık. Bahsettiğimiz korumacılık ile bağlantılı olarak, korkunun getirdiği körlük ne yaptığını bilmeden hareket etmeye ve düşünmeye sebep oluyor. Korku insanların daha hassas davranmasına ve hatta olmayan tehditler görmesine ya da icat etmesine neden oluyor. Bu sahte tehditlere karşı da korkuyla birlikte en ilkel tepki olan saldırganlık devreye giriyor. Özellikle son zamanlarda, insanların giderek kendilerine dair en küçük şeylerde daha korumacı hale gelmesine, internetteki temel iletişim yönteminin bile ‘laf sokmaya’ dönüşmesine bakınca durum daha iyi anlaşılabilir. Bu saldırganlığın yarattığı yeni nesil gerici hareketlerden birisi olan ve Gamergate ile başlayan Incel/Red Pill hareketi bunların arasında şu ana kadar belki de en tehlikeli ve saldırganlarından birisi. Bu hareketin doğuşunu incelediğinizde, içinde bulunduğumuz bu yeni bölgenin bizim için ne gibi şeyler sakladığını ve önümüzde daha neler olabileceğini daha iyi anlayacaksınız diye düşünüyorum.


Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama özellikle buraya kadar daha toplumsal başlıklara odaklanmayı tercih ettim. Çünkü özellikle gelecek üzerine konuşurken en sık düşülen hatalardan birisi olan teknoloji, bilim ve ekonomi üçgeninin de ne kadar sıkıntılı olabileceğini görmemiz gerekiyor. Evet, belki en büyük değişimler orada yaşanıyor gibi görünebilir. Ancak tüm bunların toplumsal ilişkilerde, gündelik hayatımızda yarattığı ciddi dönüşümler var ve bunları düşünmeden hareket etmek, aslında gelecekte uğraşmamız gerekecek olan sorunların daha da büyümesine neden oluyor. Eğer geleceğe kısıtlı bir alandan bakarsak, bir anda “Her şey iyi gidiyordu, bunlar nereden çıktı?” gibi anlamsız bir soru sorarız. Oysa tüm bunların işaretlerini şimdiden görüyoruz. Eğer şimdi ilgilenmezsek ileride büyük sorunlara dönüşebilecek birçok şey şu anda temellerini atıyor.

Tıpkı iklim krizi ve 6. Kitlesel Soy Tükenişi gibi. Uzun zamandır tahmin edilen bir sorun olmasına ve her geçen gün ne kadar büyük tehditler yaratacağına dair araştırmalar yapılmasına rağmen hala yeterli ilgiyi göstermemekte ısrar ediyoruz. Şimdi hiçbir şey yapmayıp 2040’lara geldiğimizde kuraklık, iklim göçleri ve daha birçok etkiyi gördüğümüzde “Bunlar nereden çıktı?” diye sormanın kimseye bir faydası olmayacak.

Tuhaf Gelecek işte tam olarak buna karşı bir proje olarak şekillenmişti. Tüm bu anlık tartışmalara, korku temelli tepkilere karşı sakin ve sağduyulu bir yaklaşımı üretmeye ve alternatif gelecekler üzerine düşünmeye ve bunları teşvik etmeye yönelik bir çaba. Maalesef yeterli enerjiyi ayıramadığım için bir süre geri plana düştü. Ancak her geçen gün böyle çabalara olan ihtiyaç kendisini daha da belli ederken daha fazla bekleme modunda kalmaması gerektiğine karar verdim. Tuhaf Gelecek önümüzdeki bu tuhaf ve bilinmez geleceğin haritasını çıkartıp ona hazırlanmayı ve bu konuda çabalayan diğer haritacıları da ön plana çıkarmayı hedefleyen bir proje. Ve 2018 itibariyle kendisini güncelleyerek yeniden başlıyor.

‘Tuhaf Gelecek’in Geleceği

Biraz da önümüzdeki süreçte Tuhaf Gelecek’te neler olacak onlardan bahsedeyim.

Önümüzdeki dönemde sitedeki yayınlar belirli bir tempoya oturacak. Websitesini daha aktif tutmaya ve elimden geldiğince yeni yazılar ve çeviriler üretmeye çalışacağım. O yüzden eğer RSS kullanıyorsanız siteye abone olup takip etmek için iyi bir zaman.

Bununla beraber en önemli ve en çok geride bıraktığım şeylerden birisi olan newsletter tekrar aktif olarak yayına girecek. Newsletterda hem Tuhaf Gelecek ile ilgili güncellemeleri, hem Tuhaf Gelecek bağlamına giren konularda kafamdaki kısa notları hem de diğer projelerim hakkında güncellemeleri paylaşacağım. Eğer abone olmak isterseniz buradan ya da soldaki kutudan olabilirsiniz. Eğer İngilizce olarak ürettiğim işleri de takip etmek isterseniz, onlar için İngilizce bir newsletter daha yazıyorum.

Twitter hesabını da aktif bir şekilde kullanmayı planlıyorum. Oradan hem yeni yazıları ve Tuhaf Gelecek ile ilgili haberleri, hem de Tuhaf Gelecek yörüngesindeki diğer haberleri, yazıları, araştırmaları ve projeleri paylaşmaya çalışacağım. Eğer Twitter’da aktifseniz profil burada.

Sizlerden de birkaç küçük ricam olacak. İlki, Tuhaf Gelecek ile aktif bir etkileşim kurmanız. Yalnızca yazdıklarımı okumakla kalmayın; yorum yapın, eleştiri ve fikirlerinizi dile getirin, herkese açık yapmak istemiyorsanız bana mail yazın. Tuhaf Gelecek yalnızca benim çıkıp birşeyler anlatmak için başlattığım bir proje olarak değil, bir şekilde etkileşime geçen herkesin katkıda bulunduğu ve birlikte geliştirdiğimiz bir proje olarak büyüsün istiyorum. Çünkü bahsettiğimiz o geleceğin içerisinde hepimiz yaşayacağız ve onu nasıl şekillendirmek istediğimize de birlikte karar verebilmeliyiz. Twitter’daki ‘laf sokmalar’ ile değil, sağduyulu ve uzun soluklu tartışmalarla bunu yapabiliriz. Hem belli mi olur, ileride bu tartışmalar için ayrı bir alan bile yaratabiliriz.

İkincisi, eğer imkanınız varsa Tuhaf Gelecek’e maddi destek sağlamanız. Bunu sizlerden isteme sebebim ise her anlamda bu projenin yükünü tek başına üstleniyorum ve freelance çalışan birisi olarak buraya ayırdığım zamanı mecburen başka işlerden çalıyor ve masraflarını tek başıma karşılıyorum. Bu da hem istediğim kadar zaman ayıramamam ve böyle sessiz süreçler olmasına hem de planladığım kimi adımları gerçekleştiremememe sebep oluyor. Örneğin en çok istediğim şeylerden birisi, belirli bir noktada alanında uzman insanları bu sitede konuk edebilmek ve farklı bakış açılarını da size sunabilmek. Ancak bunu çoğu zaman ücretsiz yapmak mümkün olmuyor, mesleği yazmak olan birisi olarak da kimseden bunu ücretsiz yapmasını talep edemiyorum. Eğer böyle bir şeye aylık olarak küçük de olsa bir miktar ayırabilirim derseniz, Patreon üzerinden bunu yapabilirsiniz. Patreon sayfama buradan ya da sol menüden ulaşmanız mümkün. Emin olun miktarın önemi yok, en düşük destek bile en azından sizin bu çabaya değer verdiğinizin bir işareti oluyor ve motivasyon sağlıyor. Destek olacak durumunuz yoksa da hiç sorun değil.

Ve son olarak, Tuhaf Gelecek’in daha görünür olması için yardım etmeniz. Etrafınızda ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere bahsedin, yazıları sosyal ağlarda paylaşın, newsletterı ilgilenebileceğini düşündüğünüz arkadaşlarınıza yönlendirin. İnsanların bir şekilde karşısına çıkabilmek ve böyle bir alternatifin olduğunu göstermek için sizlerin yardımı inanılmaz bir öneme sahip.


Tuhaf Gelecek’in önünde uzun bir yol var. Ve hepimizi bekleyen gerçekten tuhaf bir gelecek var. Onun nasıl şekilleneceğine katkıda bulunmak, önümüzdeki bilinmezin haritasını çıkartmak için bir an önce kolları sıvayıp işe başlamamız gerekiyor. Bu yeni süreçte birçok önemli şeyi birlikte üreteceğimize inanıyorum.

Bitcoin: Bir Ütopya Nasıl Düşmanının Kopyasına Dönüşür?

[Bu yazı ilk olarak Aralık 2017’de yayınlandı. Tuhaf Gelecek arşivlerinde de bulunmasının iyi olacağını düşündüm.]

Ekim 2008’de Satoshi Nakamoto isimli gizemli karakter Bitcoin whitepaperını yayınladığında hayal ettiği şeyler, şu anda Bitcoin denildiğinde aklımıza gelenlerden çok daha farklıydı. Makale yayınlandığında 2008 krizi hâlâ sıcaktı ve insanlar mevcut ekonomik sistemden umudunu kesmiş, daha farklı bir sistem arayışındaydı. Bitcoin tam da böyle bir zamanda, krize sebep olan sorunlara bir çözüm önerisiyle ortaya çıkmıştı. Devletlerin ve bankacılık sisteminin insanlar üzerinde yarattığı baskıya alteratif olabilecek bir sistem öneriyordu. Üstelik tamamen dijital olmasına rağmen nakit paranın hem kolaylığını hem de anonimliğini sağlayabiliyordu.

Ancak her ne kadar anarko-kapitalist bir ütopya olarak başlamış olsa da, sonucu hiç de öyle olmadı. Uygulamaya geçirilmesi ve yaratıcısının fikirlerinin ötesinde gelişmeye başlamasıyla gerçekleştirmeyi hayal ettiği her şeyin zıttı bir projeye dönüştü. Yıkmaya çalışıtğı sistemin bir kopyası oldu. Peki nasıl bu noktaya geldi?  Okumaya devam et “Bitcoin: Bir Ütopya Nasıl Düşmanının Kopyasına Dönüşür?”

“Endüstri 4.0 ve ‘Tuhaf’ Gelecek” – Endüstri 4.0 Forumu

Endüstri 4.0 Forumu

Konuşmada Bahsi Geçenlerden Bazıları