002: Additivistler, Tuhafa Giriş

Tuhaf, çok tuhaf… Tuhaf, daha da tuhaf olacak GELECEEEEEEK…

Bu hafta biraz tuhaf üzerine konuşacağız. Tuhaf Gelecek’ten merhaba!

* * *

Geçtiğimiz hafta en çok üzerine kafa yorduğum şeylerden birisi Additivist Manifesto‘ydu. Yakın zamanda okuduğum en provokatif manifestolardan birisi olmasının yanı sıra, bu bölümde konuşmak istediğim birkaç şeyle de fazlasıyla ilişkiliydi. Bu da gerekenden daha fazla kurcalamama ve düşünmeme neden oldu.

Manifesto oldukça ilginç bir çağrı yapıyor. 3D yazıcıları ve plastiği kullanarak geleceği biçimlendirmeye ve insanlığı bir sonraki aşamaya -transhümanist bir çağa- taşımak için yardım istiyor. Elbette bu geleceği öyle sıkıcı ya da her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir yer olarak değil; olabildiğince kirli, kaotik, tuhaf, agresif ve bir o kadar da tanıdık bir şekilde tanımlıyorlar. (Diğer türlüsünü yapmış olsalardı muhtemelen üzerinde çok durma ihtiyacı hissetmezdim zaten.)

Daha detaylı bir sohbete girmeden önce manifestodan biraz alıntı yapayım:

Additivism will be instrumental in accelerating the emergence and encounter with The Radical Outside.

Additivism can emancipate us.

Additivism will eradicate us.

We want to encourage, interfere, and reverse-engineer the possibilities encoded into the censored, the invisible, and the radical notion of the 3D printer itself. To endow the printer with the faculties of plastic: condensing imagination within material reality. The 3D print then becomes a symptom of a systemic malady. An aesthetics of exaptation, with the peculiar beauty to be found in reiteration; in making a mesh. This is where cruelty and creativity are reconciled: in the appropriation of all planetary matter to innovate on biological prototypes. From the purest thermoplastic, from the cleanest photopolymer, and shiniest sintered metals we propose to forge anarchy, revolt and distemper. Let us birth disarray from its digital chamber.

İşte Tuhaf Gelecek derken özellikle böyle şeylerden bahsediyordum.

Bunun (ve benzeri projelerin) birer sanat projesinden fazlası olmadığını düşünebilirsiniz ve bu yüzden çok fazla ciddiye almıyor olabilirsiniz. Elbette aynı şeyi benzer kuramsal projeler için de düşünüyor olabilirsiniz. Bunların gerçeğe yeterince değmediği, bir avuç tuhaf şeyden, eğlenmek için yapılan şeylerden ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Ve bu şekilde düşünüyor olmanız gayet normal, çünkü tuhafın ne kadar güçlü olduğunu olduğunu bizden saklamak için çabalayan çok fazla şey var.

Ancak gerçek dünyada tam tersi olmakta. Bizim zihnimizde kurduğumuz mükemmel yapılar gerçek dünyada pek işlemiyor, ne kadar teorileştirmeye çalışırsanız çalışın işin içine tuhafı dahil etmediğiniz sürece de işlemeyecektir. Çünkü medeniyetin asıl dönüştürücü gücünü sağlayan daima o olmuştur. Sistemler sadece tuhafı kontrol etmek için kurulmaya çalışan yapay araçlar olarak kalmışlardır. Bunu görmek çok da zor değil, yeter ki kendimizi korumak için kurduğumuz yapıların sınırları ötesinde düşünmeye başlayalım. (Manifestoda yer alan “Sık sık başımızı kaldırıp nerede olduğumuzu kendimize hatırlatmamız gerekiyor.” maddesini de bunun için yazmıştım.)

Manifesto bunun farkında olduğunu açık bir biçimde belli ediyor. Bununla da kalmıyor, tuhafın gücünü yönlendirmeyi ve onunla birlikte hareket etmeyi öneriyor. Onun gücünü değerlendirebilmenin, tuhafın potansiyelini taşıyan şeylerin sınırlarını araştırıyor. Yakın zamanda gerçekleşen tüm gelişmeleri ve ileriye dönük fikirleri hesaba katarak ve bunları ne şekilde dönüştürebileceğimizi tartışmaya açarak da aslında tam olarak neye ihtiyacımız olduğunu bizlere gösteriyor. Bunu yaparken bilimkurguyu, mühendisliği ve estetiği bir arada kullanmak istemesi de tüm bunları nereye doğru yönlendirmek istediğini bize gösteriyor ve işi daha da eğlenceli hâle getiriyor. Bu tarz projelerin/manifestoların çoğu zaman altı boş kalabiliyor veya ilerlemekte zorlanabiliyorlar ama burada gerçekten keyif verici bir potansiyel seziyorum. (Bu manifesto hakkında sizlerin ne düşündüğünüzü merak ediyorum, duymayı çok isterim.)

* * *

Additivist Manifesto ve bunun gibi projeleri (bir diğer örneği: Weird Shift) önemsememin en önemli sebebi; aslında görmemek için çaba harcadıklarımızı daha da görünür yapmaları, bunların daha aktif bir güç olmasını sağlamaları. Bir anlamda tuhafın yenilen hakkını tuhafa iade ediyorlar. Bizim de yapmamız gereken en önemli şeylerden birisi bu. Tuhafı içselleştirmeli, onu görmeyi ve kabullenmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Elbette bununla kastettiğim hepimizin hayatını bilimkurgu romanların ana kahramanları gibi yaşamamız değil. Böyle bir şey olmayacak asla, bunu hepimiz biliyoruz (maalesef). Çoğu zaman hayatın olağan meseleleriyle uğraşmamız gerekecek. Örneğin asla toplu taşımada rahat edemeyeceğiz ve daima sinir bozucu insanlarla muhatap olmak zorunda kalacağız. Ancak bu hayatın daha da tuhaf bir hâl almayacağı anlamına gelmez.

Bundan 10 yıl öncesini düşünün mesela. O zamanki gündelik hayatla, her gün yaptığınız şeylerle bugünküler arasındaki farkı. İşte tüm bu farklar birilerinin tuhaf şeyler düşünmesi ve bunları hayata geçirmesiyle, kimi insanların gerçekliğin sınırlarını zorlamasıyla mümkün oldu. Asıl tetikleyiciler daima tuhafın peşinde koşanlar oldu, hayatını sıkıcı bir şekilde yaşayıp hiçbir şeyi umursamayanlar değil.

* * *

Tuhaf Gelecek’in amacı; tuhafı temeline alarak felsefe yapabilmek, kurgular yaratabilmek. Dünyayı en tuhaf yönleriyle, geleceği olabilecek en tuhaf hâlleriyle görebilmeye ihtiyacımız var. Çünkü daha çok tuhaf şeyler göreceğiz ve hayatımızı, geleceği bunlar biçimlendirecek.

Bu yüzden Tuhaf Gelecek daima sınırları zorlayacak, bir şeyleri yıkmayı deneyecek, tuhaf şeyler yaratmaya çalışacak ve tüm bunları yaparken mümkün olduğunca işleri keyifli ve dağınık bir hâlde gerçekleştirmeyi deneyecek. Çünkü bu projenin en önemli amaçlarından birisi tüm bunları yaparken eğlenmek ve bu süreci can sıkıcı bir hâle getirmemek. Diğer türlü hiçbir anlamı olmaz. Hem can sıkıcı tuhaflık mı olurmuş zaten?

(Bu kadar çok tuhaf deyince işler daha da tuhaflaşıyor ama yapacak bir şey yok.)

* * *

BU HAFTANIN OKUMA ÖNERİLERİ

*On the Rarity of Uncommon Futurism – A. Rehn

*The Brain Dump – B. Sterling

*I Saw the Future at New York’s Uncanny Smithsonian Museum – A. C. Estes


Yorumlar

“002: Additivistler, Tuhafa Giriş” için bir yanıt

  1. […] Additivist Manifesto, daha önce Tuhaf Gelecek’in konuğu ve konusu olmuştu. Üzerine okurken ve çalışırken, manifestonun Türkçeye kazandırılmasının da önemli […]

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.